17 Nisan 2017 Pazartesi

36. İstanbul Film Festivali - İzlediklerim #2

   36. İstanbul Film Festivali maalesef sona ererken, geride güzel anılar ve güzel filmler bıraktı. Festivalin ikinci haftasında 6 film izleme şansım oldu. 2 tanesi ilk gösterimi olan yerli filmlerdi. Bunları yönetmenler eşliğinde izleme şansı elde ettim. İşte izlediklerim:

Mana Mou İstanbul

   Belgesel İstanbul'da gerçekleşen 6-7 Eylül olaylarını tanıklarının ağzından bizlere sunmakta. O dönem o olayı bizzat yaşamış olan kişiler bizlere hem hissettiklerini hem de yaşadıklarını aktarmakta.

An Insignificant Man - Önemsiz Bir Adam

   Hindistan'da seçim dönemi Arvind Kejriwal isimli bir siyasetçinin girdiği seçim yarışını ve Hindistan'daki seçim havasını görmemizi sağlayan bir belgesel.

Les Vies de Therese - Therese'nın Hayatları 

   Fransa'da feminizm, eşcinsellik gibi konularda görüşleriyle ön plana çıkmış olan Therese Clerc'in son anlarının kayıt altına alınmasıyla oluşturulmuş bir belgesel. Belgeselde ayrıca feminizm ve eşcinsellik konularıyla ilgili başka insanların da konuya bakış açısını görmekteyiz.

Üçüncü Bölgeden Hücum Varyantasyonları

   Hakkari Gücü kadın futbol takımının mücadelesi ve futbolcu kadınların hayatlarını, ailelerinin olaya bakışını, toplumun onlara bakışını gibi şeyleri bizlere başarılı bir şekilde yansıtmış olan bir belgesel. Festival kapsamında izlediğim en güzel yapımlardan biri kesinlikle. Çünkü belgesel izleyiciye vermek istediği tüm duyguyu tam olarak veriyor. Kameranın varlığına rağmen doğal bir iş çıkmış ortaya.

Raftan - Ayrılık

   Birbirlerini çok seven bir çiftin büyük bir sorun yüzünden Türkiye üzerinden Avrupa'ya mülteci olarak kaçmak için çabalamalarının hikayesi. Fakat sınırı geçmek o kadar da kolay olmayacaktır.

Kır Düğünü

  Mısır usulü bir komedi filmi. İzlerken salon fazlasıyla eğlenmiş görünüyordu. Bol bol aşk çıkmazı, bir düğün, güzel yemekler ve eğlenceli bir film.

7 Nisan 2017 Cuma

36. İstanbul Film Festivali - İzlediklerim #1

   36. İstanbul Film Festivali bu hafta gayet güzel bir şekilde başladı. Festivalin reklamlarını baya beğendiğimi söylemeliyim. "Kaldır Kafanı" sloganı da baya hoşuma gitti. En çok izlemek istediğim film olan "Manifeso"ya bilet alamamak ise üzdü. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim, filmlerdeki altyazı senkron sorunu fazlasıyla sinir bozucuydu. İngilizce ve Türkçe altyazıların aynı anda gelmemesi dikkati feci halde dikkat dağıtıyor. Hatta bugün izlediğim filmde altyazı birkaç dakikalığına yoktu bile.

   Açık söylemek gerekirse Manifesto dışında izlemek istediğim film ya da bildiğim bir yönetmen yoktu. Bu yüzden yeni filmler ve isimler keşfetmek için güzel bir yol aslında festival zamanları. Her festival gibi bunda da tarih ve saatlere bakmadan aldığım biletler yüzünden gidemediğim filmler oldu/olacak. Şimdilik 5 film izleme şansım oldu. Bu filmler:

El Invierno - Kış

   Karla kaplı bir bölgedeki çiftlikte eski kahyanın emekliliği sonrası yerine geçen bir adamın hikayesini izliyoruz filmde. Film boyunca gerçekleşen bazı olaylar merak duygusunu canlı tutmakta. Fakat filmdeki sessiz hava yer yer sıkılmalara yol açabilmekte.

Ta'ang

   İç savaş sebebiyle Çin sınırını geçmek isteyen Ta'ang halkının yaşadıklarını bizlere gösteren bir belgesel. İnsanların bu göçebe hayatla yaşadıkları zorlukları gayet basit ve net şekilde izleyiciye aktarabilmiş yönetmen.

American Anarchist - Amerikalı Anarşist

   19 yaşındayken yazdığı "Anarşistin Yemek Kitabı" isimli kitap ile birçok patlayıcı tarifi veren William Powell ile yüzleşilen bir belgesel. Geçmişteki bir çok olayda kitabın da isminin geçmesi, şu an neler düşündüğü, nasıl bir hissiyat içinde olduğu gibi bir takım sorular sorulup bunlara cevap aranıyor.

No Quarto da Vanda - Vanda'nın Odası

   Açıkçası bu belgeselin konusunu dahi anlamadım. O kadar sıkıldım. Harabe bir mekanda kafaları  güzel iki kızın hikayesi ne yazık ki bir yere gitmemekte kararlı gibiydi.

Miss Sharon Jones!

   Kanser hastalığına yakalanan Sharon Jones'un sahnelere olan sevgisini, kansere olan inadını ve güçlü sesini bizlere gösteren bir belgesel. Sharon Jones'un sesiyle ve enerjisiyle büyülenmemek elde değil. Şimdilik izlediklerim arasından en iyisi bu belgesel.

11 Mart 2017 Cumartesi

Old Man Logan - Çizgi Roman İncelemesi

   Old Man Logan; Mark Miller tarafından yazılan Steve Mcniven tarafından da çizilen bir paralel evren ve alternatif gelecek hikayesi. Ülkemizde ise Gerekli Şeyler tarafından hala basılmaya devam ediliyor. Hikaye, kötülerin hüküm sürdüğü post apokaliptik bir dünyada geçiyor. Tek tük süper kahramanın kaldığı, onların da gizlenmek zorunda olduğu bu dünyada Logan; 50 yıldır pençelerini dışarı çıkartmamış ve ailesi ve çocuklarıyla çiftçilik yapmaktadır. Bir sebepten dolayı artık Wolverine olduğunu inkar edip kendisine artık sadece Logan denmesini istemektedir. Bir gün Hawkeye kendisinden ülkenin diğer ucuna bir paket taşıması için kendisine eşlik etmesi için para teklif eder. Zaten paraya ihtiyacı olan Logan ise teklifi kabul etmek zorunda kalır.

   Peki bu hikayeyi bu kadar güzel yapan şey nedir diye soracak olursanız eğer, her şeyden önce bunun bir yol hikayesi olması önemli bir etken bence. Kötü yol hikayesi izledim mi ya da okudum mu diye düşünüyorum ama cevap bulamıyorum ne yazık ki. Ayrıca hikayenin kötü adamlarının da iyi seçildiği gerçeği de var elbette. Logan olgunluğunun zirvesinde ve genel davranışlarının aksine hiçbir hareketini düşünmeden yapmıyor asla. Logan bir baba figürü olduğu için ailesine öncelik vermiş durumda. Yaptığı her şey ailesi için.

   Peki Logan filmiyle olan benzerliklerine gelecek olursak. Öncelikle film sadece tema olarak Old Man Logan hikayesini almış. Yaşlı ve hayattan bıkmış ve paraya olan ihtiyacı için çalışmak mecburiyeti olan bir Logan karakteri var ikisinde de ortak olan. Ufak tefek birkaç şey ve bir yol hikayesi olması dışında başka hiçbir benzerlik yok. Tabii bunda sinematik evrendeki birçok karakterin farklı şirketlerde olmasının da etkisi büyük. Fakat ben yine de her seferinde kendisine Wolverine dendiğinde bunu inkar edip kendisine Logan dedirten bir karakter de görmek istedim.

   Uzun lafın kısası aynı hikaye olmasa da ikisi de ayrı ayrı muhteşem yapıtlar. Okuyunuz ve izleyiniz.

10 Mart 2017 Cuma

Logan (SPOILER)

   Uzun zamandır beklediğimiz ve fragmanlarını başa sara sara izlediğimiz Logan filmi nihayet vizyona girdi. Hugh Jackman'ı 9. ve son kez Wolverine olarak izleyeceğimiz için ayrı bir hüzün ve heyecan vardı içimizde. Ayrıca Patrick Stewart için de veda filmiydi bu. Tabii bu bilgileri daha önceden bildiğimiz için kendimi buna hazırlayarak gittim filme. Karşımda ise izlediğim en iyi X-Men filmini buldum. Filmle ilgili yazacağım şeyler spoiler içerecektir. O yüzden filmi izlemediyseniz okumamanızı tavsiye ederim.

   Öncelikle kaynak olarak kullanılan Old Man Logan çizgi romanıyla film  arasında tema dışında hiçbir ortak özellik yok. Birebir aynısını çevirmesi zaten mümkün değil ama kullanılabilecek olan şeyler de kullanılmamış. Hikaye 2020'lerde geçiyor. Artık mutantların pek olmadığı, olanların da saklanarak yaşamak zorunda olduğu bir dönemde; Wolverine ve Profesör X artık yaşlanmış ve güçlerini eskisi kadar iyi kullanamamaktadır. Tek amaçları para biriktirip bir tekne satın alarak artık denizde güvenle yaşamak. Fakat o sırada Laura isminde ve Wolverine'nin güçlerine sahip olan küçük bir mutant kızla karşılaşıyorlar. O anda küçük kızı ele geçirmek isteyenlere karşı bir mücadele başlıyor tabi ki.

   Filmin en güzel yanı Hugh Jackman'dı tabii ki de. En iyi X-Men filminde en iyi Wolverine karakterini canlandırmış. X-23'ü canlandıran Dafne Keen de çok iyiydi. Hiç sırıtmadı gerçekten de. Yaşına göre mükemmeldi hatta. Laura'nın, yani X-23'ün, ayağından çıkan pençe olayına Logan'ın "aynısından ben de istiyorum" bakışı atması çok hoşuma gitti. Aksiyon sahnelerinde aşırıya kaçılmamış ve gereksiz hiçbir şey yoktu. Ve bunun yanında da filmin duygusal yapısı da sizlere güzel şeyler hissettirecektir. Buna eminim. Filmin finalindeki haç işaretini "X"e çevirme detayı da duygusallığın zirvesiydi herhalde.

   Arayıp da bulunabilecek zayıf noktalar da var film için. Mesela fragmanlarda en çok müzik seçiminin mükemmelliğinden bahsetmemize rağmen, filmden çıktığımda aklımda kalan bir müzik olmamasına şaşırdım açıkçası. Bir zayıf nokta ise adamantium kurşun olayına yeteri kadar açıklama getirilmemesi oldu. Biliyorsunuz ki ilk Wolverine filminde de bu kurşun kullanıldı ve Wolverine sadece hafızasını kaybetti. Peki bu filmde neden farklı bir etki gösterdiğini tam olarak anlatamadıklarını düşünüyorum.

   Kısacası ben filme 8/10 puan veriyor ve en iyi X-Men filmi olduğunu düşünüyorum. Umarım bundan sonra çekilecek süper kahraman filmleri de Logan'dan ders alıp daha da güzel şeyler sunar bizlere. Logan'ın en başarılı yanı olan, tüm bu yaşananların gerçek olduğu hissini diğer filmlerde de alırız umarım.

9 Mart 2017 Perşembe

Yabani - Klasikler Özel Sayısı

   Bu ay Yabani dergisi biraz geç çıktı. Çıkar çıkmaz hemen aldım ve diğer sayılardan fiyatının farklı olduğunu ve bununla birlikte kağıt kalitesinin de arttığını gördüm. Belli problem yaşadıklarını biliyordum ama bu ay derginin ön sözünde bu itiraf ile çıktı dergi. Devrim Kunter; ucuza çizgi roman dergisi satıp çok fazla kişiye ulaşma amaçlarında ne yazık ki başarısız olduklarını ve bu yüzden böyle bir değişikliğe gidildiğini yazmış. Ayrıca 10. sayı itibari ile de 79 yerli çizer ve yazarı konuk ettiklerinin de altını çizmiş. Derginin devam edip etmeyeceğinin de bu ay karar verileceğini yazmış ayrıca.

   Türkiye'de de ne kadar kaliteli çizer ve yazarlar olduğunu bizlere gösterme amacında olan Yabani'nin böyle bir sonu haketmediğini düşünüyorum. Farklı ve güzel işlerin daha da devam etmesi gerekiyor. Yaptıkları işin kalitesi de ortada. Bu ay siz de Yabani Dergisi alarak ne kadar kaliteli iş yaptıklarına bakın derim. Ayrıca daha uzun zaman derginin devam etmesine destek olun. Umarım Yabani hakettiği değeri görmeye başlar.

3 Mart 2017 Cuma

Oasis - Wonderwall

   Xavier Dolan'ın Mommy filmini izledim izleyeli bu şarkıyı ve bu sahneyi birkaç kere izlemeden bir gün bile geçirmedim. İzlerken bile geriye alıp tekrar izlemiştim. Şarkının mükemmelliği zaten ayrı bir konu ama sahne de inanılmaz etkileyici. Müziklerin bu kadar iyi ve bu kadar etkileyici şekilde kullanılması bile bu filmi bir adım öteye çıkartıyor. Muhteşem müzik, muhteşem sahne. 


27 Şubat 2017 Pazartesi

Dizi Tavsiyesi: Spaced

   Daha önce tam buraya yazmıştım Edgar Wright ve Simon Pegg'i ne kadar sevdiğimi. Onların, özellikle de Edgar Wright'ın, tarzını tam olarak bixlere gösterdiği dizi olmuş. Ve en çok da bu yüzden sevdim diziyi. Edgar Wright ve Simon Pegg'in beraber başka dizi ya da benzeri yapımları olsa da onları internette bulmak mümkün gibi görünmüyor. Ayrıca Daisy rolünde Jessica Heynes ve Mike Watt rolünde de Nick Frost'u da anmak gerekiyor burada. Bu isimler daha önce bahsettiğim üçlemede de beraberlerdi.

   Gelelim diziye. Dizi sevgililerinden yeni ayrılan Daisy ve Tim'in yeni bir hayat kurma isteğiyle başlıyor. Ev arkadaşı ararlarken tesadüfen bir kafede karşılaşıyorlar ve bir eve çıkmaya karar veriyorlar Fakat kendileri için en uygun olan ev için ev sahibi yalnızca evli çiftlere evi kiralama şartı sunduğu için evli numarası yapmak zorunda kalıyorlar. Hikaye de bu ikilinin başından geçen komik olayları anlatıyor bizlere. Bir yandan da iş hayatı konusunda olumlu şeyler yaşamayı bekliyorlar. Çünkü Daisy işsiz bir yazar ve Tim ise çizgi roman dükkanında çalışan biri. Çizgi roman çizme konusunda büyük yeteneğe sahip ve keşfedilmeyi bekliyor.

   Bu diziyi neden sevdiğime gelecek olursak eğer; öncelikle Edgar Wright'ın tarzını baya sevdiğim için. Bu adamın mizah anlayışı tam bana göre gerçekten de. Ayrıca çokça yerde geek kültüre, filmlere, çizgi romanlara göndermeler olması çok hoşuma gitti. Dizideki absürtlüğün dozu fazlasıyla iyi. Sizi rahatsız etmiyor kesinlikle. Her bölümde farklı macera yaşamalarına rağmen dizideki genel konu da acaba ne olacak hissini asla bırakmıyor.

   Spaced dizisi 1999 ve 2001 olmak üzere iki sezon yayınlanıp 7'şer bölümden toplamda 14 bölümdür. İyi seyirler efendim.

13 Ocak 2017 Cuma

Aşık Veysel'in Hikayesi: Aşık

   Bugün yönetmen ve oyuncularla beraber gerçekleşen bir özel gösterimde filmi izleme şansı buldum. Sadece bir film olarak değil, belgesel tadındaki anlatımıyla da hafızalarımızın bir köşesinde yer ettiği için memnunum açıkçası. Filmin çekimleri Eskişehir ve Hatay'da yapılmış. Ayrıca filmde Aşık Veysel'in torunu Yeliz Satıroğlu da bir role sahip.

   Aşık Veysel'i oynayan oyuncu ,Emirhan Kartal'ın oyunculuğunu beğendim. İlk oyunculuk deneyimi olmasına rağmen üstesinden gelmiş bence.  Kendisi ile tanışma fırsatı da buldum. Çok içten bir insan bana kalırsa. Yaptığı işten de fazlasıyla memnun gibi.

   Yönetmen Bilal Babaoğlu'nun ilk uzun metraj filmi olmuş Aşık. Umarım kendisini başka filmlerde de görebiliriz daha sonraları. Filmin dvd formatında görme engelliler için özel anlatım seçeneği  yere alacağını da söyledi ayrıca.

   Bu tarz filmlerin desteklenmesi gerektiğini düşünen biri olarak umarım bekledikleri karşılığı görmüşlerdir/görebilirler. Şehrinizde hala izleme şansına sahipseniz mutlaka izleyin derim. Tavsiye ederim.